İç diyaloglarımız

Davranıştan hemen öncesi...

Başımıza gelen şey ve ona verdiğimiz tepki arasında, davranış biçimimizi "seçebileceğimiz" bir aralık vardır.

"Gelişim" ve "özgürlük" işte tam buradadır.

-Viktor Frankl

Organizma (bedenimiz) çevresi ile etkileşimini tepkiler ile gerçekleştirir. Tepkilerimizin bazıları “otomatik” denebilecek kadar kendiliğinden olur: örneğin ani bir ışıkta gözümüzü kırpmak,  ani bir sesten kaçmak, tehlike ile karşılaşınca kalp atışlarımızın ve nefes alıp verişimizin hızlanması vb.

Hayatımızda herhangi bir şey olduğunda, iç seslerimiz olayı sözel olarak yorumlar. Bedensel tepkilerimizden farklı olarak, çocukluğumuzdan itibaren dışsal olaylara “sözel tepkiler” vermeyi öğreniriz. Verdiğimiz sözel tepkiler genellikle “kalıplar” şeklindedir: “bu kadarı da fazla!”, “kendimi aptal durumuna düşürdüm!”, “benimle dalga geçecekler”, “sanırım bu kez kalp krizi geçiriyorum!”, “bana bunu nasıl yapar?”, “tam bir başarısızlık örneğiyim”, “yine kalbim kırılacak…” vb.

İç diyaloglarımız, daha önce de bahsettiğimiz gibi daha çok olumsuza yönelme eğilimindedir. Eğer davranışlarımızın kontrolünü iç diyaloglarımıza verirsek, bu melankolik senaryoların hayat öykümüzü istedikleri gibi şekillendirmesi gayet mümkündür. Üstelik bunun farkında bile olmadan uzun yıllar geçirebiliriz.

Hayatımızda olan bitene sözel tepkilerimiz çok hızlı ortaya çıkar ve davranışımızı belirler. Biz bu sözel tepkilerle normal koşullarda kaynaşmış durumdayız ve bu ifadelerin yalnızca bizim gerçeğimiz olduğunu unutup, “tüm gerçekliğin” bu olduğunu sanarız.

Herhangi bir olay olduğunda, özellikle güçlü bir duygu hissettiğimizde, aklımızdan geçen iç diyalogun söylediklerinin, bir başka ifadeyle zihnimizdeki düşüncenin ya da var olacağını düşündüğümüz yaşantının fotoğrafının aslında zihnimizin bir ürünü olduğunu farketmeyi geliştirmemiz mümkün.

Bunu yapabilmek için başımıza gelen şey (olay, durum) ve davranışımız (eylem) arasında iç diyalogumuzu yakalamak için çalışabiliriz.

Egzersiz
Yakın zamanda yaşadığınız ve sizi duygusal olarak etkileyen bir olayı düşünün.

Olay neydi?

Bu olaya nasıl tepki verdiniz?

Şimdi tepkinizden hemen önceki iç diyalogunuzu yakalamaya çalışın. Kendi kendinize ne demiştiniz?

Şimdi kendinize şu soruyu sorun: "Davranışım (yaptığım eylem, verdiğim tepki) daha çok olayın kendisinden mi, yoksa olaydan sonra kendi iç diyalogumdan mı kaynaklanıyor?"

Acaba davranışlarımızın kontrolünü dışsal olaylara verdiğimiz otomatik sözel tepkilerden yani iç diyaloglarımızdan kurtarabilir miyiz?
Ayrışma

Ayrışma