Düşünceleri farketme

Düşüncelerimizin rengi, yaşantılarımızı boyar.

Düşüncelerimiz, biz aksi için özellikle çabalamaz isek, davranışlarımız üzerinde hakimiyeti ele geçirmiş durumdadır. Düşüncelerin yalnızca birer düşünce olduğunu farketmek, otomatik pilotta yaşarken son derece zordur. Hayatı düşüncelerimizin filtrelediği şekilde görürüz. Bunu renkli bir gözlük takmaya benzetebiliriz.

Düşüncelerin “pozitif” ya da “negatif” olması farketmez. Gözlüklerimizin rengi pembe de, kapkara da olabilir. Ama sonuçta gözlük ne görmemize izin verirse onu görürüz.

Yaşamın kendi otantik rengini görmek için gözlüklerimizi çıkarmamız gerekiyor, ama bu renkli gözlüklerle yaşamaya öyle alışmış durumdayız ki, bu biraz korkutucu. Üstelik çoğu zaman, bunun nasıl yapılacağını hiç bilmiyoruz.

Bunun ilk aşaması, düşüncelerimizin düşünce olduğunu farkedebilmektir. Her an, zihnimizden bazı düşünceler geçer. Kimi zaman bu düşünceler net cümleler şeklindedir: “yine … kötü olacak”, “acaba?”, “…. dan emin olmalıyım” vb. Kimi zaman da gözümüzün önüne başrollerde kendimizin olduğu bazı senaryolar gelir: “Kalabalık bir yerdeyim, kendimi küçük düşürmüşüm, herkes bana bakıyor” veya “çok büyük bir sinema salonunun en orta kısmındayım, dışarı çıkmam çok zor ve tam o anda kalp krizi geçiriyorum, ambulanslar geliyor” vb. Bu konulara duyarlılığı olan kişiler için bu imgeler (bu tür canlı senaryolara, görüntülere imge denilir) çok rahatsız edici, güçlü duygular uyandırıcı olabilir.

Düşüncelerden (veya imgelerden) ayrışmanın ilk basamağı, bu tür yaşantıların yalnızca düşünce ya da imge olduğunu net bir şekilde farketmektir.

Bu iş, pek kolay değildir çünkü başta da söylediğim gibi, bazılarımız için gözümüzde çocukluğumuzdan beri taşıdığımız renkli gözlüklerimizin orada olduğunu ilk kez farketmek gibidir. Gözlüğümüzü çıkardığımızda hayatın kendi rengini göreceğiz, ama buna hazırlıklı mıyız? (Başka bir düşünce…)

Bu bölümün sonunda, bu yazıyı en baştan tekrar okumanızı ve bir taraftan da düşüncelerinizi dışardan izlemenizi öneriyorum. Neler diyorlar? Yazıya tam olarak dikkatinizi verebilmiş olsanız bile, yazının içeriği ile ilgili ya da ilgisiz, bir sürü düşüncenin zihninizden geçmiş olması gayet normal. Bu düşünceleri geçtikleri sırada yakalamak, hedeflerimizden biri.

Şimdi kendimizle ilgili düşüncelerimizi yakalamayı hedefleyen küçük bir egzersiz yapalım.

Küçük bir ayrışma egzersizi

1) Ben ..... birisiyim
Kendinizle ilgili düşünün ve boşluğu doldurun. Sonra bütün cümleyi sesli bir şekilde okuyun. Üzerinizdeki etkisini düşünün. Sonra ikinci kısma geçin.
2) ...... birisi olduğumu düşünüyorum
Aynı ifadeyi burada da kullanın. Yine bütün cümleyi sesli bir şekilde okuyun. İlk ifade ile arasında bir fark olup olmadığını düşünün.
3) ...... birisi olduğuma dair bir düşüncemin olduğunu farkediyorum
Aynı ifadeyi burada da kullanın, yine tüm cümleyi sesli bir şekilde okuyun. Bu üç durumun birbirinden farklı olduğunu algılamaya çalışın. Hangisi daha rahatsız edici? Hangisi daha az rahatsız edici? Sizce neden?